Blog

Bir şeyleri çok isteyip de parmağını kıpırdatmamak… Dışarıdan tembellik görünen bu pasif duruşun altında yatan derin psikodinamiği inceliyoruz.
Hayatın akışında sıkça rastladığımız, belki de aynaya her baktığımızda gözlerimizin derinliklerinde yakaladığımız bir insan profili var: Bir şeyleri çok isteyen ama o şeyin gerçekleşmesi için parmağını bile kıpırdatmayanlar. Mucizelerin gökten zembille inmesini, hayatın onlara bir borcu varmış gibi kapılarını çalmasını bekleyenler… Dışarıdan bakıldığında "tembellik" ya da "isteksizlik" gibi görünen bu pasif duruş, aslında çok daha derin bir psikodinamik haritanın yüzeydeki izleridir.
Psikoanalitik pencereden baktığımızda, bu kronik eylemsizlik halinin altında çoğunlukla "fantezi dünyasına sığınma" savunma mekanizması yatar. Kişi, eyleme geçmediği sürece zihnindeki o kusursuz senaryoyu korur. Çünkü eyleme geçmek; gerçeklikle yüzleşmek, hata yapmak, reddedilmek ve en nihayetinde "başarısızlık" ihtimalini göze almaktır. Bebeklik dönemindeki o omnipotent (her şeye gücü yeten) narsistik evrende, acıktığımızda ağlamamız yeterlidir ve dünya bizim için döner. Büyümek ise arzularımız ve dış dünya arasında köprü kurmayı, yani eylemi gerektirir.
Bir diğer önemli dinamik ise "ikincil kazanç" kavramıdır. Eyleme geçmeyen insan, görünürde acı çekiyor ve şikayet ediyor gibi görünse de, bu pasifliğin getirdiği gizli bir konforu yaşar. Sorumluluk almamak, suçlayacak her zaman dışsal bir faktör (şans, kader, diğer insanlar) bulabilmek bu kazançlardan sadece birkaçıdır. Sabit bir noktada beklemek, kişiyi özgürlüğün getirdiği o ağır varoluşsal kaygıdan korur. Oysa gerçek şu ki; eylemsizlik de bir seçimdir ve insan sadece yaptıklarından değil, yapmadıklarından da sorumludur.
Hayatı bir seyirci koltuğundan izleyerek sahnedeki oyunun değişmesini bekleyemezsiniz.
Zihninizdeki kusursuz fantezileri korumak adına gerçeğin risklerinden kaçmak, geçici bir güvenlik hissi sağlasa da uzun vadede içsel bir çürümeye yol açar. Eyleme geçmek, kusursuzluk illüzyonundan vazgeçip kendi eksikliğinle ve hayatın gerçekliğiyle el sıkışmaktır. Unutmayın; ilk adım her zaman en mükemmel adım olmak zorunda değildir, sadece bir "adım" olması yeterlidir. Yol, ancak yürümeye başladığınızda görünür kılınır.

Simay Ahi
Klinik Psikolog
Çocuk, ergen ve yetişkinlerle EMDR, Şema Terapi, BDT, Mindfulness ve Sanat Terapisi ekolleriyle çalışıyorum.

İnsanın en büyük yanılgılarından biri, sandığının gerçek olduğunu düşünmesidir. Zihnin gerçeği nasıl inşa ettiğine ve sanmaktan görmeye geçişe dair.
Okumaya Devam Et
Bir an dur. Gerçekten dur. Nefes al… İnsanın en çok kaçtığı yer çoğu zaman tam da şimdi ve buradadır. Farkındalığa ve şimdiye kök salmaya dair.
Okumaya Devam Et
Partner seçimimizin ardında çoğu zaman bilinçdışı dinamikler vardır. İçsel ihtiyaçlardan bağlanma stillerine, bu seçimi anlamlandıran yedi temel etken.
Okumaya Devam Et